HoolabySleep Coach

Çizmeli Kedi

Henüz seslendirilmedi
Metni sen okuyabilirsin · 5 dakika

Bir zamanlar, rüzgârlı bir tepede eski bir değirmen varmış. Değirmencinin üç oğlu ile turuncu, çizgili bir kedisi varmış.

Yaşlı değirmenci bir gün artık dinlenmek istemiş. Değirmeni büyük oğluna, eşeği ortanca oğluna vermiş. En küçük oğluna da yalnızca kediyi bırakmış. Küçük oğul değirmenin basamağına oturup iç çekmiş. "Bir kediyle ne yapacağım ki?" demiş küçük oğul.

Kedi gelip onun dizine sürünmüş. "Üzülme," demiş kedi. "Bana bir çift çizme ile bir çuval bul. Gerisini bana bırak."

Küçük oğul son paralarıyla uzun, kahverengi bir çift çizme almış. Bir de eski bir çuval bulmuş. Kedi çizmeleri giymiş, küçük yeşil bir şapka takmış. Çuvalını omzuna atıp ormana gitmiş.

Ormandaki armut ağacı sapsarı armutlarla doluymuş. Kedi en güzel armutları tek tek toplamış. Yosunların arasından bir avuç mantar, çalılardan kırmızı ahududular bulmuş. Hepsini özenle çuvalına yerleştirmiş.

"Bunlar bir kral için tam uygun," demiş kedi. Sonra çizmeleriyle tak tak yürüyerek saraya doğru yola koyulmuş.

Sarayın büyük salonunda kral, kırmızı tahtında oturuyormuş. Kedi içeri girmiş. Yeşil şapkasını çıkarıp yere kadar eğilmiş.

"Efendim, bu hediyeler Karabas Markisi'nden," demiş kedi. "Size selamlarını gönderiyor."

Kral armutları koklamış, mantarlara bakıp gülümsemiş. Markiye çok teşekkür ettiğini söylemiş. Kedi o günden sonra her hafta yeni hediyeler getirmiş. Peki, Karabas Markisi kimmiş? Değirmencinin en küçük oğlu! Ama bunu bir tek kedi biliyormuş.

Bir gün kedi, kral ile prensesin nehir boyunca gezeceğini duymuş. Hemen değirmencinin oğluna koşmuş. "Bugün nehirde yıkan," demiş kedi. "Gerisini bana bırak."

Oğul biraz şaşırmış, ama kediye güveniyormuş. Eski, yamalı giysilerini kıyıdaki bir taşın üstüne bırakmış. Sonra serin suya girmiş. Derken bir rüzgâr esmiş. Giysiler suya kaymış ve akıntıyla yüzüp gitmiş.

Tam o sırada yolun ucunda altın süslü bir araba görünmüş. Önünde iki beyaz at varmış. Kralın arabası geliyormuş!

Kedi yolun kenarına fırlayıp şapkasını sallamış. "Yardım edin!" diye seslenmiş kedi. "Karabas Markisi yıkanırken giysileri suya kaydı, akıp gitti!"

Kral, ona güzel hediyeler gönderen markinin adını hemen hatırlamış. Arabadan yepyeni giysiler çıkartmış. Değirmencinin oğlu koyu yeşil bir ceket ile beyaz bir gömlek giymiş. Öyle yakışmış ki, gerçek bir marki gibi görünüyormuş.

Prenses ona tatlı tatlı gülümsemiş. Kral da onu arabaya davet etmiş. Kedi ise arabanın önünden koşmaya başlamış.

Yolun iki yanında altın sarısı buğday tarlaları varmış. Köylüler güneşin altında yorgun yorgun çalışıyormuş. Bu tarlaların sahibi, tepedeki şatoda yaşayan huysuz bir devmiş. Dev bütün gün onlara bağırır, ekmeğini kimseyle paylaşmazmış.

Kedi köylülere koşmuş. "Kral birazdan buradan geçecek," demiş kedi. "Bu tarlalar kimin diye sorarsa, Karabas Markisi'nin deyin. Ben de o huysuz devi buradan göndereceğim."

Köylüler birbirine bakıp gülümsemiş. Huysuz devin gitmesini hepsi çok istiyormuş. Kral gelip sorunca, hepsi tarlaların Karabas Markisi'nin olduğunu söylemiş. Kral çok şaşırmış.

Kedi tepedeki şatoya varmış. Dev, kocaman bir masada oturuyormuş. Kaşları çatık, yanakları tombulmuş. "Ne istiyorsun, çizmeli kedi?" diye homurdanmış dev.

"Duydum ki istediğin her şeye dönüşebilirmişsin," demiş kedi. "Ama minicik bir fareye dönüşemezsin herhalde."

"Dönüşürüm tabii!" diye gürlemiş dev. Göğsünü kabartmış. Pof! Dev bir anda yok olmuş. Masanın üstünde minicik, gri bir fare belirmiş.

Fare öyle şaşırmış ki, eski haline dönmeyi unutmuş. Cik cik diye ciyaklamış. Kedi onu kovalamamış bile. Yalnızca şatonun büyük kapısını ardına kadar açmış. Minik fare kapıdan fırlayıp ormana koşmuş. Bir daha da kimseye bağırmamış.

Biraz sonra kralın arabası şatonun önünde durmuş. Kedi kapıda yere kadar eğilmiş. "Karabas Markisi'nin şatosuna hoş geldiniz!" demiş kedi.

O akşam şatoda büyük bir sofra kurulmuş. Tarladaki köylüler de sofraya çağrılmış. Şatonun kapıları artık onlara hep açık olacakmış. Değirmencinin oğlu ile prenses de iyi birer arkadaş olmuşlar. Gece olunca misafirler gitmiş. Prenses yine gelmeye söz vermiş.

Değirmencinin oğlu ocağın başına oturmuş. "Ama ben aslında marki değilim ki," demiş oğul, biraz utanarak.

"Sen iyi kalplisin," demiş kedi. "Kapılarını herkese açtın. Asıl önemli olan bu." Sonra kedi çizmelerini çıkarıp ocağın yanına dizmiş. Ateşin önünde kıvrılıp usulca mırlamış. Oğul da gülümseyerek gözlerini kapamış. İkisi de mışıl mışıl uyumuş. İyi geceler.

Kaynak: Perrault. Kendi sözlerimizle, uyku için yeniden yazdık.

Benzer masallar

Yarın akşam onun masalı olsun

Adıyla, ailesiyle, istersen bu aralar zorlandığı bir konuyla. Bir dakikada oluşturulur, sakin biter. Ücretsiz, kart istemez.