Hoolaby

İmparatorun Yeni Elbiseleri

Bir imparator varmış, giyinmeyi her şeyden çok severmiş. Ülkeyi yönetmekten çok aynanın karşısında vakit geçirirmiş.

Bir gün saraya iki dokumacı gelmiş.

"Biz öyle bir kumaş dokuruz ki," demişler, "işini iyi yapmayanlar onu göremez."

İmparator heyecanlanmış. "Hemen başlayın."

Dokumacılara boş bir oda, altın ve ipek vermişler. İkisi tezgâhın başına oturmuş ve boş havada çalışmaya başlamış.

Bir hafta sonra imparator başbakanını göndermiş.

Başbakan odaya girmiş. Tezgâh boşmuş.

Gözlerini kırpıştırmış. Yaklaşmış. Yine boşmuş.

"Nasıl buldunuz?" demiş dokumacılardan biri.

Başbakan bir an düşünmüş. Ben göremiyorum. Demek ki işimi iyi yapmıyorum. Bunu söylersem beni görevden alırlar.

"Muhteşem," demiş. "Renkleri olağanüstü."

Aynı şey herkesin başına gelmiş. Bakanlar, kâtipler, saray halkı — hepsi odaya girmiş, hiçbir şey görmemiş ve hepsi övmüş.

Sonunda imparator kendisi gitmiş.

Tezgâha bakmış. Boşmuş.

İçi buz kesmiş. Ben mi imparatorluğa uygun değilim?

"Harika," demiş yüksek sesle. "Bunu geçit töreninde giyeceğim."

Tören günü gelmiş. İmparator soyunmuş, dokumacılar olmayan elbiseyi ona "giydirmiş", imparator olmayan eteğini tutturmuş ve dışarı çıkmış.

Bütün şehir sokaklara dolmuş.

Herkes bakmış. Herkes hiçbir şey görmemiş. Ve herkes alkışlamış.

"Ne güzel!" "Ne renkler!" "Böylesi görülmedi!"

Çünkü herkes yanındakinin gördüğünü sanmış.

Kalabalığın arasında babasının omzunda oturan küçük bir çocuk varmış.

Bir süre baktıktan sonra babasına dönmüş:

"Baba, imparatorun üstünde bir şey yok."

Babası hemen susturmuş. "Sus!"

Ama yandaki adam duymuş. Yanındakine fısıldamış. O da yanındakine.

Fısıltı kalabalığın içinde yayılmış, büyümüş, sese dönüşmüş.

"Üstünde bir şey yok." "Gerçekten yok." "Ben de göremedim!"

İmparator yürümeye devam etmiş. Yüzü kızarmış. Durmamış — durursa daha kötü olacağını düşünmüş.

Ama akşam saraya döndüğünde aynanın karşısına geçmiş ve uzun uzun kendine bakmış.

Ertesi sabah çocuğu saraya çağırtmış.

Çocuk korkuyla gelmiş.

"Neden söyledin?" demiş imparator.

"Çünkü öyleydi," demiş çocuk.

"Herkes tersini söylüyordu."

"Ben herkesi duymuyordum," demiş çocuk. "Ben size bakıyordum."

İmparator o gün bir karar almış.

Sarayda bir sandalye koydurmuş — en öne, tahtın hemen yanına. Ve her toplantıda o sandalyeye şehirden bir çocuk oturtulmuş.

Görevi tekmiş: gördüğünü söylemek.

Ve o günden sonra sarayda kimse görmediği bir şeyi övmemiş.

İyi geceler.

Başka masallar

Çocuğunuza özel bir masal

Kendi kahramanı, kendi macerası olan masallar yakında Hoolaby'de. Hazır olduğunda haber verelim mi?

Tüm masallara bak