Hoolaby

Külkedisi

Bir zamanlar, büyük bir evde yaşayan bir kız varmış. Annesi ve babası öldükten sonra ev üvey annesine ve iki üvey kız kardeşine kalmış. Kız da onlarla kalmış — ama artık misafir gibi değil, hizmetçi gibi.

Sabahtan akşama çalışırmış. Akşamları da ocağın külünün yanında uyuduğu için ona Külkedisi derlermiş.

Bir gün saraydan haber gelmiş: bütün gençler baloya davetliymiş.

Üvey kardeşler haftalarca hazırlanmış. Külkedisi de onların elbiselerini dikmiş, saçlarını yapmış, ayakkabılarını parlatmış.

Balo gecesi hepsi arabaya binmiş.

"Sen gelmiyor musun?" demiş küçük olan, alaycı bir sesle.

Külkedisi cevap vermemiş. Kapıyı kapatmış ve mutfağa dönmüş.

Ocağın başında otururken gözleri dolmuş. Ama ağlamamış. Bunun yerine ilk defa şunu düşünmüş:

Ben neden hiç istemedim?

Bunca yıl bir kere bile "ben de gitmek istiyorum" dememişmiş. Sadece beklemiş, birinin fark etmesini beklemiş.

Ayağa kalkmış.

Sandığın dibinde annesinin mavi elbisesi duruyormuş. Biraz eskimiş, eteği sökülmüşmüş. Külkedisi iğne iplik almış, oturmuş, dikmiş. İki saat sürmüş.

Sonra yürümüş. Saraya kadar, yalınayak, elinde tek çift ayakkabısıyla. Kapıda giymiş.

Balo salonuna girdiğinde kimse onu tanımamış. Üvey kardeşleri bile.

Prens ona doğru gelmiş. "Sizi daha önce görmedim."

"Görmediniz," demiş Külkedisi. "Ben de kendimi pek görmemiştim."

Bütün gece konuşmuşlar. Prens ona ne sevdiğini sormuş; Külkedisi bir an cevap verememiş, çünkü kimse ona uzun zamandır bunu sormamışmış.

Sonra hatırlamış: kitap kokusunu, sabah ilk ışığı, ekmek pişerken çıkan sesi.

Gece yarısı olduğunda gitmesi gerekmiş — üvey annesinden önce eve varmalıymış.

Merdivenlerden inerken ayakkabılarından biri düşmüş. Durup almamış. Koşmuş.

Ertesi gün prens ayakkabıyla evleri dolaşmış.

Eve geldiğinde üvey kardeşler sıraya girmiş. Ayak olmamış.

"Başka kimse var mı?" demiş prens.

Üvey anne, "Yok," demiş.

Ama tam o sırada mutfaktan bir ses gelmiş:

"Var."

Külkedisi kapıda duruyormuş. Üstünde iş önlüğü, elinde bir tencere.

"Ben varım," demiş.

Prens gülümsemiş. "Zaten sesinden tanıdım," demiş. "Ayakkabıya bakmama gerek yok."

Külkedisi saraya gitmiş, evet. Ama en çok değişen şey elbisesi olmamış.

Yıllar sonra ona sormuşlar: "O gece ayakkabını bilerek mi bıraktın?"

"Hayır," demiş. "Ama koşarken almadım. Asıl önemli olan oydu."

İyi geceler.

Başka masallar

Çocuğunuza özel bir masal

Kendi kahramanı, kendi macerası olan masallar yakında Hoolaby'de. Hazır olduğunda haber verelim mi?

Tüm masallara bak