Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler
Bir zamanlar, karlı bir ülkede bir prenses yaşarmış. Teni kar kadar beyaz olduğu için ona Pamuk Prenses derlermiş.
Sarayda büyük bir ayna varmış. Kraliçe her sabah aynanın karşısına geçer, "Söyle bakalım," dermiş, "en güzel kim?"
Ayna da her sabah aynı cevabı verirmiş: "Sensin kraliçem."
Ama bir sabah ayna sustuktan sonra başka bir şey söylemiş: "Artık Pamuk Prenses."
Kraliçe aynayı örtmüş. O gün hiç konuşmamış.
Ertesi sabah Pamuk Prenses'i çağırmış. "Ormanın kenarında çiçekler açmış," demiş. "Git de bak."
Prenses sevinerek gitmiş. Ama ormana vardığında, arkasından saray bahçıvanının geldiğini görmüş. Adamın yüzü çok üzgünmüş.
"Prenses," demiş bahçıvan, "geri dönme. Kraliçe seni bir daha sarayda istemiyor."
Pamuk Prenses ne diyeceğini bilememiş. "Ben ne yaptım ki?"
"Hiçbir şey," demiş bahçıvan. "Sorun sende değil. Onun aynasında."
Ve elindeki çıkını uzatmış: bir somun ekmek, bir battaniye. "Kuzeye yürü," demiş. "Orada iyi insanlar var."
Pamuk Prenses bütün gün yürümüş. Akşam olunca ağaçların arasında küçük bir ev görmüş. Kapısı aralıkmış, içeriden ocak ışığı geliyormuş.
Kapıyı çalmış.
İçeride yedi kişi varmış — hepsi kendisinden kısa, hepsi madenden yeni dönmüş, hepsi yorgun.
En yaşlıları kapıyı açmış. "Kimsin sen?"
"Gidecek yerim yok," demiş Pamuk Prenses. Ve utanarak eklemiş: "Ama bir işe yarayabilirim."
Cüceler birbirine bakmış. Sonra kapıyı ardına kadar açmışlar.
O akşam Pamuk Prenses çorbayı ısıtmış. Ertesi sabah herkes madene gidince evi toplamış, bahçedeki otları ayıklamış, kırık pencereyi tahtayla kapatmış.
Akşam döndüklerinde en genç cüce içeri girip durmuş. "Burası," demiş, "hiç böyle görünmemişti."
Günler geçmiş. Pamuk Prenses cücelerin adlarını, huylarını, hangisinin çorbaya çok tuz attığını öğrenmiş. Onlar da prensesin kuş seslerini taklit edebildiğini, akşamları hikâye anlattığını öğrenmiş.
Bir gün kapı çalmış. Kapıda yaşlı bir satıcı kadın duruyormuş — başında şal, elinde bir sepet elma.
"Kızım," demiş, "bir elma alır mısın? Çok tatlıdır."
Pamuk Prenses elmaya bakmış. Sonra kadının eline bakmış. Elin parmağında bir yüzük varmış — sarayda gördüğü bir yüzük.
Bir an sessiz kalmış. Sonra çok sakin konuşmuş:
"Almayayım," demiş. "Ama içeri gel. Çorba var."
Kadın donup kalmış. "Ne dedin?"
"İçeri gel dedim. Yorulmuşsundur."
Kadın sepeti yere bırakmış. Elleri titriyormuş. Şalını çekmiş — altından kraliçenin yüzü çıkmış.
"Sen beni tanıdın," demiş. "Neden kapıyı kapatmadın?"
Pamuk Prenses omuz silkmiş. "Çünkü ben seni aynadan tanımıyorum. Ben seni babamın yanında gülerken gördüğüm halinden tanıyorum."
Kraliçe eşiğe oturmuş ve uzun uzun ağlamış.
O akşam sofrada dokuz kişi olmuş. Kimse elmadan bahsetmemiş.
Kraliçe birkaç gün kalmış. Ayrılırken Pamuk Prenses'e sarılmış.
"Sana bir şey söyleyeceğim," demiş. "O ayna hiç kırılmadı, biliyor musun? Ben kırdım sandım. Ama aslında ben ona bakmayı bıraktım. İkisi aynı şey değilmiş."
Pamuk Prenses saraya geri dönmemiş. Ormandaki evde kalmış.
Yıllar sonra biri ona sormuş: "Prenses olmayı özlemiyor musun?"
Pamuk Prenses gülümsemiş. "Sarayda yedi kişi benim adımı bilmiyordu," demiş. "Burada yedi kişi horlamamın sesinden beni tanıyor."
Ve her akşam, ocağın başında, yedi yorgun madenciye hikâye anlatmaya devam etmiş.
İyi geceler.
Başka masallar
Ağustos Böceği ile Karınca
Bütün yaz şarkı söyleyen böcek ile bütün yaz çalışan karınca, kışın birbirlerine muhtaç olur. 4 dakikalık masal.
Alaaddin'in Sihirli Lambası
Üç dilek hakkı olan çocuk, en zor dileğin ne isteyeceğini bilmek olduğunu keşfeder. 6 dakikalık masal.
Altın Saçlı Kız ve Üç Ayı
İzinsiz girdiği evde her şeyi deneyen küçük kız, geri dönüp özür dilemeyi öğrenir. 5 dakikalık masal.
Çocuğunuza özel bir masal
Kendi kahramanı, kendi macerası olan masallar yakında Hoolaby'de. Hazır olduğunda haber verelim mi?
Tüm masallara bak