Ali Baba ve Kırk Haramiler
Metni sen okuyabilirsin · 5 dakika
Bir zamanlar, kuru tepelerin arasındaki eski bir şehirde iki kardeş yaşarmış. Büyük kardeş Kasım, çarşıda koca bir dükkânı olan zengin bir tüccarmış. Ama hep daha fazlasını istermiş.
Küçük kardeş Ali Baba ise oduncuymuş. Küçük bir evi ve uzun kulaklı, gri bir eşeği varmış. Az şeyle mutlu olmayı bilirmiş. Her sabah eşeğiyle ormana gider, şarkı söyleyerek odun kesermiş.
Bir gün Ali Baba ormanda odun keserken uzaktan bir toz bulutu yükselmiş. Kahverengi pelerinli bir sürü atlı geliyormuş. Bunlar, çaldıklarını bir yerde saklayan kırk haramiymiş. Ali Baba eşeğini çalıların arkasına çekmiş, kendisi de bir ağaca tırmanmış.
Atlılar büyük bir kayanın önünde durmuşlar. En öndeki adam kayaya dönüp bir şey söylemiş. Kayalardan bir yankı gelmiş: "Açıl susam, açıl!" Koca kaya gıcırdayarak yana kaymış. Ardında bir mağara açılmış!
Haramiler heybelerini içeri taşıyıp çıkmışlar. Yankı bu kez başka bir söz getirmiş: "Kapan susam, kapan!" Kaya kapanmış, atlılar da toz bulutu içinde uzaklaşmışlar.
Ali Baba ağaçtan inmiş. Kalbi küt küt atarak kayanın önüne gelmiş. "Açıl susam, açıl!" demiş Ali Baba. Kaya yine yana kaymış.
Mağaranın içi ışıl ışılmış! Yığın yığın altın, renk renk mücevher, ipek halılar ve gümüş lambalar varmış. Ali Baba gözlerine inanamamış.
Yalnızca küçük bir kese altın almış. "Bu kadarı bize yeter," demiş Ali Baba. "Bütün kış unumuz olur." Sonra eşeğiyle birlikte evine dönmüş.
Ali Baba altınları ölçmek için ağabeyinden bir kile ödünç almış. Kile, buğday ölçülen tahta bir kapmış. Kasım çok meraklanmış. Kilenin dibine gizlice biraz bal sürmüş.
Akşamüstü Ali Baba kileyi geri getirmiş. Kasım hemen dibine bakmış. Bala yapışmış bir altın parlıyormuş! "Bu altın da nereden çıktı?" diye sormuş Kasım.
Ali Baba her şeyi anlatmış. "Ama sakın çok alma," demiş Ali Baba. "Az şey de insana yeter."
Ertesi sabah Kasım üç eşek ve bir yığın çuvalla kayaya gitmiş. "Açıl susam, açıl!" demiş Kasım. Kaya açılınca içeri dalmış. Kaya da arkasından yavaşça kapanmış.
Kasım çuvalları doldurmuş da doldurmuş. Altınlar, yakutlar, inciler! Çuvallar o kadar ağırlaşmış ki yerinden kıpırdatamamış bile.
Sonra çıkmak istemiş, ama sihirli sözü unutmuş! "Açıl arpa!" demiş Kasım. Kaya kıpırdamamış. "Açıl buğday! Açıl mercimek!" Kaya yine kıpırdamamış. Kasım bir altın yığınının üstüne çökmüş. Karnı guruldamış, ama altın yenmezmiş ki!
Akşam olmuş, Kasım eve dönmemiş. Kasım'ın kızı Mercan çok akıllı ve cesurmuş. Hemen Ali Baba amcasını çağırmış, ikisi ellerinde bir fenerle kayaya koşmuşlar. "Amca, çabuk sihirli sözü söyle!" demiş Mercan.
"Açıl susam, açıl!" demiş Ali Baba. Kaya yana kaymış. Kasım toz toprak içinde dışarı fırlamış. Önce kızına, sonra kardeşine sımsıkı sarılmış.
Ağır çuvalları içeride bırakmış. "Altın yenmiyormuş," demiş Kasım, kendine gülerek. "Bana bir tas sıcak çorba yeter!"
Ertesi gün haramiler mağaraya dönmüşler. Yerde dağınık çuvallar, kayanın önünde eşek izleri görmüşler. Demek ki sırlarını biri öğrenmiş! İçlerinden biri izleri takip ederek şehre gelmiş.
İzler Ali Baba'nın mavi kapısına kadar gidiyormuş. Pelerinli adam kapıya tebeşirle küçük bir yıldız çizmiş. Akşam arkadaşlarıyla gelip kapıyı bu yıldızdan bulacakmış.
Mercan o sırada çeşmeden su dolduruyormuş. Adamı da yıldızı da görmüş. Biraz düşünmüş, sonra gülümsemiş. Aklına çok güzel bir fikir gelmiş.
"Hadi bir oyun oynayalım!" demiş Mercan sokağın çocuklarına. "Her kapıya bir yıldız çizelim!"
Çocuklar tebeşirleri kapıp koşuşmuşlar. Kısa sürede sokaktaki bütün kapılarda küçük, beyaz birer yıldız olmuş. Çeşmenin taşında bile bir yıldız varmış.
Akşam karanlığında haramiler sokağa gelmişler. Bir kapıya bakmışlar, yıldız. Öbürüne bakmışlar, yine yıldız! Başlarını kaşıyıp birbirlerine bakmışlar. Sırlarını bütün şehrin bildiğini sanmışlar. Atlarını döndürüp uzaklara gitmişler. Bir daha da hiç gelmemişler.
O gece Ali Baba'nın küçük evinde mercimek çorbası pişmiş. Kasım da gelmiş, Mercan da. "Yarın mağaradakileri şehrin insanlarına geri verelim," demiş Ali Baba. "Benim kesem de onlara gitsin. Benim eşeğim, evim ve sıcak çorbam var."
Kasım bir kaşık çorba içip gülümsemiş. "Haklısın kardeşim," demiş Kasım. "Bu çorba bütün altınlardan güzel."
Mercan minderin üstünde kıvrılıp uyuyakalmış. Avluda gri eşek ayakta uyukluyormuş. Gökte yıldızlar, kapılardaki tebeşir yıldızlar gibi parlıyormuş. Ali Baba gözlerini kapamış ve mışıl mışıl uyumuş. İyi geceler.
Kaynak: Binbir Gece Masalları. Kendi sözlerimizle, uyku için yeniden yazdık.
Benzer masallar
Yarın akşam onun masalı olsun
Adıyla, ailesiyle, istersen bu aralar zorlandığı bir konuyla. Bir dakikada oluşturulur, sakin biter. Ücretsiz, kart istemez.