HoolabySleep Coach

Çadırda Bir Gece

Henüz seslendirilmedi
Metni sen okuyabilirsin · 6 dakika

Büyük bir çam ormanının kenarında küçük bir göl varmış. Gölün suyu dümdüz ve sakinmiş. Akşam güneşi suyun üstünde altın gibi parlıyormuş. Havada çam kokusu varmış.

Göl kıyısına bir çocukla babası gelmiş. İkisinin de sırtında birer çanta varmış. Çocuğun çantası küçük ve kırmızıymış. Babasının çantası büyük ve yeşilmiş. Çantalarda teneke bardaklar hafifçe tıngırdıyormuş.

Babası derin bir nefes almış. "Bu gece burada, gölün yanında kalacağız," demiş. Çocuk gülümsemiş. Göl kıyısında kalmak ne güzelmiş!

Babası çantasından katlanmış, yeşil bir çadır çıkarmış. Çadırı düz bir yere sermişler. Çocuk ipin ucunu sıkı sıkı tutmuş.

Babası kazıkları yumuşak toprağa çakmış. Tak, tak. Bir kazık daha. Tak, tak. Sonra çubukları takmışlar. Çadır yavaş yavaş kalkmış.

Az sonra göl kıyısında küçük, yeşil bir ev duruyormuş. "Bu bizim evimiz!" demiş çocuk. Çadırın kapısından başını içeri uzatıp gülmüş.

Sonra ormanın kenarına gitmişler. Çam ağaçları uzun ve sessizmiş. Dallarından ince, yeşil iğneler sarkıyormuş. Yer kahverengi çam iğneleriyle kaplıymış. Halı gibi yumuşakmış.

Çocuk yerden kuru kozalaklar toplamış. Kozalaklar sert ve pütür pütürmüş. Babası da ince, kuru dallar toplamış. Kuru dallar ayaklarının altında çıtırdıyormuş.

Çocuk bir kozalağı burnuna götürmüş. Kozalak reçine kokuyormuş. Tatlı, keskin bir orman kokusu. Küçük sepet yavaş yavaş kozalakla dolmuş.

Göl kıyısında babası taşları yuvarlak dizmiş. Ortasına kozalakları ve dalları koymuş. Sonra küçük bir ateş yakmış.

Önce ince bir duman çıkmış. Sonra sarı bir alev görünmüş. Kozalaklar çatırdamış. Çıt, çıt. Ateş usul usul yanıyormuş.

Çocuk taşların biraz gerisine oturmuş. Ateşin sıcaklığı yanaklarına vurmuş. Babası yanına çömelmiş. "Ateşe ben bakarım, sen ısın," demiş babası.

Ateşin yanında küçük bir tencere varmış. Babası içinde süt ısıtmış. Sütü iki teneke bardağa koymuş. Bardaklardan beyaz buhar yükseliyormuş.

Çocuk bardağını iki eliyle tutmuş. Bardak sıcacıkmış. Süt ılık ve hafif tatlıymış. Sütün buharı burnunu ısıtmış. Bir yudum, bir yudum daha.

Bu sırada güneş gölün öbür yanındaki tepelerin arkasına inmiş. Gökyüzü pembe olmuş. Göl de pembe olmuş. Çıt, çıt. Ateş usul usul yanıyormuş.

Gölün üstünde bir şey kıpırdamış. Sazların arasından bir su kuşu çıkmış. Başı siyah, sırtı beyaz beneklimiş. Suyun üstünde usulca kayıyormuş.

Kuş başını kaldırmış ve ötmüş. Sesi uzun ve inceymiş. Gölün üstünde yavaş yavaş yayılmış. "Ne diyor, baba?" diye fısıldamış çocuk.

"Yavrularına iyi geceler diyor," demiş babası. Az sonra iki küçük yavru annelerinin peşine takılmış. Üçü birlikte sazların arasına süzülmüş.

Sonra bardakları yıkamak için suyun kenarına inmişler. Kıyıda yuvarlak, düz çakıl taşları varmış. Su çakılların üstüne usulca vuruyormuş. Şıp, şıp.

Çocuk bardağını serin suya daldırmış. Su parmaklarını gıdıklamış. Bardaktan küçük kabarcıklar çıkmış. Babası bardakları bir taşın üstüne dizmiş.

Tam o sırada çamların arkasından ay doğmuş. Ay yuvarlak ve parlakmış. Gölün üstüne gümüş bir yol uzanmış. Yol neredeyse çocuğun ayaklarına kadar geliyormuş.

Ateşin yanına döndüklerinde alevler küçülmüş. Dallar bitmiş. Taşların ortasında kırmızı korlar parlıyormuş.

Babası çocuğun omuzlarına yumuşak bir battaniye örtmüş. Battaniye yün kokuyormuş. Çocuk babasının koluna yaslanmış. İkisi birlikte korlara bakmışlar.

Korlar bir parlıyor, bir kararıyormuş. Sanki nefes alıyorlarmış. Çıt. Biraz sonra bir çıt daha. Ateş usul usul sönüyormuş.

Sonra babası gölden bir tencere su getirmiş. Suyu korların üstüne yavaşça dökmüş. Cız, cız. Beyaz, ince bir duman yükselmiş ve kaybolmuş.

Küçük bir kürekle üstünü kumla örtmüşler. Çocuk da kumu elleriyle düzeltmiş. Kum serin ve yumuşakmış. Taşların ortası artık karanlıkmış. Havada hafif bir duman kokusu kalmış.

"Ateş söndü. Kumun altında rahat rahat dinlenecek," demiş babası. Sonra küçük lambasını yakmış. Lambanın sarı ışığı çadırın yolunu göstermiş.

Babası çadırın kapısını açmış. Cırt. İçerisi küçük ve ılıkmış. Çam ve bez kokuyormuş. Yerde iki uyku tulumu yan yana duruyormuş. Babası lambayı tavana asmış. Çadırın yeşil duvarları turuncu parlamış.

Çocuğun uyku tulumu mavi ve yumuşacıkmış. İçi pamuk gibi kabarıkmış. Çocuk tulumun içine kaymış. Babası fermuarı yukarı çekmiş. Cırt. Bir tek yüzü dışarıda kalmış.

Tulum çocuğu sımsıkı sarmış. Önce ayak parmakları ısınmış, sonra elleri. Çadır sıcacık, gece sessizmiş.

Sonra babası da kendi tulumuna girmiş. Çocuğun yanına uzanmış. Elini uzatıp lambayı söndürmüş. Turuncu duvarlar yavaş yavaş kararmış.

Şimdi yalnızca ayın soluk ışığı varmış. Işık çadırın duvarından süzülüyormuş. Dışarıda rüzgâr çamların arasında dolaşıyormuş. Hışır, hışır. Göl kıyıya usulca vuruyormuş. Şıp, şıp.

"Baba, göl şıp şıp diyor," diye fısıldamış çocuk. Burnunu tulumun yakasına gömmüş. Orada da çam kokusu varmış. Çadır sıcacık, gece sessizmiş.

Babası çocuğun elini tutmuş. Babasının eli büyük ve sıcakmış. "Biz de dinliyoruz," diye fısıldamış babası.

Göl şıp demiş. Çocuk yavaşça nefes almış. Göl şıp demiş. Çocuk yavaşça nefes vermiş. Uzaklarda su kuşu bir kez daha ötmüş, çok usulca. Bir çam dalı çadırın üstünde hafifçe sallanmış. Çocuğun gözleri yavaş yavaş kapanmış. Nefesi gölün sesi gibi yavaş ve derinmiş. Çadır sıcacık, gece sessizmiş.

İyi geceler.

Bu masalı uyku için biz yazdık.

Benzer masallar

Yarın akşam onun masalı olsun

Adıyla, ailesiyle, istersen bu aralar zorlandığı bir konuyla. Bir dakikada oluşturulur, sakin biter. Ücretsiz, kart istemez.