Deniz Fenerinin Işığı
Metni sen okuyabilirsin · 6 dakika
Mavi denizin ortasında küçük, kayalık bir ada varmış. Adanın ucunda beyaz bir deniz feneri dururmuş. Fenerin tepesi kırmızıymış. Akşam güneşi denizi turuncuya boyuyormuş.
Fenerin dibinde taştan küçük bir ev varmış. Evde yaşlı bir kadın yaşarmış. Herkes ona Fenerci Nine dermiş. Nine ile birlikte gri bir kedi de yaşarmış. Kedinin adı Duman'mış. Göğsü ve patileri bembeyazmış.
Duman sıcak bir kayanın üstüne oturmuş, denize bakıyormuş. Dalgalar kayalara usulca vuruyormuş. Şap, şap. Tuzlu bir rüzgâr tüylerini hafifçe kabartıyormuş.
Taş evin mavi kapısı gıcırdamış. Fenerci Nine başını uzatmış. "Duman, gel bakalım! Akşam yemeğin hazır," demiş nine.
Duman kuyruğunu dikip koşa koşa gelmiş. Ninenin bacaklarına sürtünmüş. Kabında biraz balık, biraz süt varmış. Duman yavaş yavaş yemiş. Sonra patisiyle bıyıklarını silmiş.
Fenerci Nine kırmızı şalını omzuna almış. Cebine yumuşak bir bez koymuş. Duvardan büyük, sarı bir anahtar almış. Fener vakti gelmiş.
Fenerin içinde döne döne yukarı çıkan bir merdiven varmış. Basamaklar taştanmış, serin ve pürüzsüzmüş. Duman önden çıkıyormuş. Hiç ses çıkarmadan basıyormuş.
Fenerci Nine arkadan geliyormuş. Terlikleri basamaklarda tıp tıp ediyormuş. Merdiven döndükçe onlar da dönüyormuş. Duman her dönemeçte durup onu bekliyormuş.
Duvarlarda küçük, yuvarlak pencereler varmış. Her pencereden deniz görünüyormuş. Her seferinde biraz daha koyu, biraz daha mor.
En tepede camdan, yuvarlak bir oda varmış. Dört bir yanı denizmiş. Odanın ortasında kocaman bir lamba duruyormuş. Lambanın çevresinde kalın, kat kat camlar varmış.
Fenerci Nine bezini çıkarmış. Camları tek tek, yavaş yavaş silmiş. Camlar pırıl pırıl olmuş. Duman da camdaki kendi yüzüne bakmış. Camdaki gri kedi de ona bakmış.
Bu sırada güneş denize yavaşça girmiş. Denizin üstünde ince, pembe bir çizgi kalmış. Sonra o da silinmiş.
Fenerci Nine anahtarı lambanın yanındaki küçük deliğe takmış. Anahtarı çevire çevire kurmuş. Lambanın içinde bir şey usulca tıkırdamaya başlamış. Tık, tık. Küçük bir saatin sesi gibiymiş.
Sonra lamba yanmış. Sıcak, sarı bir ışık bütün odayı doldurmuş. Duman gözlerini kısmış. Kalın camlar ışığı toplayıp uzun bir şerit yapmış.
Şerit yavaş yavaş dönmeye başlamış. Önce denizin, sonra kayaların üstünden geçmiş. Işık dönmüş. Bir tur. Sonra bir tur daha.
Işık denizin üstünde altın bir yol gibi uzanıyormuş. Dalgaların tepeleri pırıl pırıl parlıyormuş. Sonra ışık geçip gidiyormuş. Deniz yine kararıyormuş.
Duman ışığı gözleriyle izlemiş. Kuyruğunun ucu kıpır kıpır oynamış. Bir ara patisini kaldırıp camdaki ışığı yakalamaya çalışmış.
Fenerci Nine gülmüş. "O ışık yakalanmaz, Duman," demiş nine. "O ışık denizdekiler için yanıyor."
Uzakta, karanlık denizin üstünde küçük ışıklar belirmiş. Bunlar balıkçı tekneleriymiş. Işıkları suyun üstünde titriyormuş. Balıkçılar evlerine dönüyormuş.
Fenerin ışığı dönüp bir tekneyi bulmuş. Tekne bir an altın gibi parlamış. Işık dönmüş, bir tekne daha bulmuş. Tekneler fenere bakarak yollarını buluyormuş.
Tekneler sakin sakin limana girmiş. Önce biri, sonra öbürü, sonra bir tane daha. Işık dönmüş. Bir tur. Sonra bir tur daha.
Fenerci Nine dar balkona çıkmış. Duman da peşinden gelmiş. Rüzgâr serin ve tuzluymuş. Duman bıyıklarını titretmiş. Nine onu kucağına alıp şalına sarmış.
Aşağıda dalgalar kayalara vuruyormuş. Şap, şap. Çok yavaş, çok usul. Kayaların üstünde martılar başlarını kanatlarının altına sokmuş. Bembeyaz tüyleri karanlıkta parlıyormuş.
Uzaktaki köy de karanlıkmış. Denizin üstünde yalnızca fenerin ışığı dönüyormuş. Işık dönmüş. Bir tur. Sonra bir tur daha.
Sonra içeri dönmüşler. Lamba odası sıcacıkmış. Fenerci Nine tahta sandalyesine oturmuş. Bardağına ıhlamur koymuş. Ihlamurun buharı tatlı tatlı kokuyormuş. Nine bir yudum alıp derin bir nefes vermiş.
Duman ninenin ayaklarının dibine oturmuş. Patisini yalayıp yüzünü yıkamış. Önce bir kulağını, sonra öbür kulağını. Hiç acele etmeden.
Işık dönmüş. Bir tur. Sonra bir tur daha. Her turda kedinin gri tüyleri altın gibi parlıyormuş.
Lambanın dibinde katlanmış, yün bir battaniye varmış. Battaniye lambanın sıcağından ılımış. Biraz da deniz kokuyormuş. Duman battaniyenin üstüne çıkmış. Patileriyle yavaş yavaş yoğurmuş.
Sonra kendi etrafında dönmüş. Bir tur. Sonra bir tur daha. Tıpkı fenerin ışığı gibi.
Sonunda yumak gibi kıvrılmış. Kuyruğunu burnunun üstüne koymuş. Mır, mır, mır. Mırıltısı bütün odayı doldurmuş.
Fenerci Nine kediye bakıp gülümsemiş. Şalını omzuna çekmiş. Camdan karanlık denize bakmış.
"Işık bütün gece dönecek," demiş nine. "Ben de burada olacağım. Tekneler yolunu bulacak."
Kedinin mırıltısı yavaşlamış. Mır, mır. Duman bir gözünü açıp nineye bakmış. Sonra gözünü yavaşça kapamış.
Dışarıda deniz usul usul kıyıya vuruyormuş. Şap, şap. Lamba usul usul tıkırdıyormuş. Tık, tık. Işık ağır ağır dönmüş. Bir tur. Sonra bir tur daha. Her turda ışık kedinin üstünden geçmiş. Bir sıcak, bir loş.
Duman derin bir uykuya dalmış. Kulakları bir kez kıpırdamış, sonra durmuş. Nefesi yavaş ve derinmiş. Fenerci Nine uyanıkmış. Işık uyanıkmış. Deniz sakinmiş.
İyi geceler.
Bu masalı uyku için biz yazdık.
Benzer masallar
Yarın akşam onun masalı olsun
Adıyla, ailesiyle, istersen bu aralar zorlandığı bir konuyla. Bir dakikada oluşturulur, sakin biter. Ücretsiz, kart istemez.