Elmas ile Kurbağalar
Metni sen okuyabilirsin · 4 dakika
Bir zamanlar, ormanın kenarındaki küçük bir evde iki kız kardeş yaşarmış. Abla biraz kibirliymiş. Kimseye lütfen demez, hep emir verirmiş. Küçük kız kardeş ise güler yüzlü ve kibarmış.
Anneleri her sabah erkenden tarlaya gidermiş. Evin suyunu da hep küçük kız getirirmiş. Toprak testisini kucaklar, ormandaki pınara yürürmüş.
Bir sabah pınarın başında yaşlı bir kadın oturuyormuş. Omzunda yıldız işlemeli mavi bir şal varmış. Gümüş rengi saçları beline kadar uzanıyormuş. "Kızım, bana biraz su verir misin?" diye sormuş yaşlı kadın.
"Hemen, teyzeciğim," demiş küçük kız. Testisini güzelce çalkalamış. Suyun en berrak yerinden doldurmuş. Kadın rahat içsin diye testiyi iki eliyle tutmuş.
Yaşlı kadın suyu içip gülümsemiş. "Sen hem iyi kalpli hem kibarsın," demiş yaşlı kadın. "Bundan sonra her konuştuğunda ağzından bir çiçek ya da bir elmas düşecek." Sonra pırıl pırıl bir ışığın içinde kaybolmuş. Meğer pınarın perisiymiş!
Küçük kız eve koşmuş. "Abla, ben geldim!" demiş küçük kız. Daha sözü bitmeden ağzından pembe bir gül düşmüş. Ardından da minicik, ışıl ışıl bir elmas!
Abla gözlerini kocaman açmış. Küçük kız pınarda olanları anlatmış. Her cümlesinde masaya bir papatya, bir lale ya da bir elmas düşüyormuş.
"Ben de gideceğim!" demiş abla. "Hem de hemen şimdi!" Sandıktan evin en güzel gümüş testisini çıkarmış.
Abla gümüş testiyi sallaya sallaya pınara varmış. "Su taşımak bana göre değil," diye homurdanmış abla. "Ama bir sürü elmasım olacak!"
Pınarın başında uzun boylu, pırıl pırıl giyinmiş bir hanım duruyormuş. Saçları gümüş rengiymiş, omzunda yıldız işlemeli mavi bir şal varmış. "Güzel kızım, bana biraz su verir misin?" diye sormuş hanım.
Abla burnunu havaya kaldırmış. "Ben buraya sana su taşımaya mı geldim?" demiş abla. "Kendin al!"
Hanım hiç kızmamış, yalnızca başını sallamış. Meğer o da pınarın perisiymiş. "Sözlerin pek kibar değil," demiş peri, yumuşacık bir sesle. "Bundan sonra her konuştuğunda ağzından bir kurbağa düşecek." Sonra yine ışığın içinde kaybolmuş.
"Ne?" diye bağırmış abla. Ağzından minicik, yeşil bir kurbağa düşüvermiş! Kurbağa vırak vırak kıkırdayıp çalıların arasına sekmiş.
Abla ağlaya ağlaya eve koşmuş. "Bak başıma neler geldi!" demiş abla. Her sözünde bir kurbağa daha düşmüş. Kurbağalar mutfakta zıplayıp masanın altına saklanmışlar.
Küçük kız ablasına sarılmış. Kendi ağzından düşen çiçekleri onun saçına takmış. "Üzülme abla," demiş küçük kız. "Gel, pınara birlikte gidelim. Periden özür dilersen belki her şey düzelir."
Güneş batarken iki kardeş el ele pınara varmışlar. Peri yine yaşlı bir kadın olmuş, pınarın başında oturuyormuş. Abla önce yere bakmış. Sonra derin bir nefes almış.
"Özür dilerim," demiş abla. "Sana çok kaba davrandım. Şimdi sana su vereyim mi?" Bu kez ağzından hiç kurbağa düşmemiş!
Peri sudan içip gülümsemiş. "Güzel söz, güzel bir kalpten çıkar," demiş peri. Abla ona teşekkür edince ağzından küçük, beyaz bir papatya düşmüş.
Eve döndüklerinde akşam olmuş. Minik yeşil kurbağalar bahçedeki küçük havuza yerleşmiş. Kardeşler çiçekleri bir sürahiye koyup pencerenin önüne bırakmışlar. Elmasları da annelerine vermişler.
"Yarın suyu ben getireceğim," demiş abla. "Sen de benimle gelir misin?" Küçük kız gülümseyip başını sallamış.
Gece olunca iki kardeş yan yana yataklarına uzanmışlar. Pencereden ay ışığı süzülüyormuş. Sürahideki çiçekler tatlı tatlı kokuyormuş.
Bahçedeki havuzdan usul usul bir ses yükselmiş. Vırak, vırak. Minik kurbağalar sanki bir ninni söylüyormuş.
"İyi geceler, kardeşim," diye fısıldamış abla. Ağzından minicik bir papatya düşüp yastığına konmuş. Küçük kız gülümseyerek gözlerini kapamış. İkisi de mışıl mışıl uyumuş. İyi geceler.
Kaynak: Perrault. Kendi sözlerimizle, uyku için yeniden yazdık.
Benzer masallar
Yarın akşam onun masalı olsun
Adıyla, ailesiyle, istersen bu aralar zorlandığı bir konuyla. Bir dakikada oluşturulur, sakin biter. Ücretsiz, kart istemez.