HoolabySleep Coach

Kar Beyaz ile Gül Kırmızı

Henüz seslendirilmedi
Metni sen okuyabilirsin · 6 dakika

Ormanın kenarında küçük bir kulübe varmış. Kapısının önünde iki gül fidanı büyürmüş. Birinin gülleri bembeyaz, ötekinin gülleri kıpkırmızıymış.

Kulübede bir anne ile iki kızı yaşarmış. Kızlar bu iki güle benzedikleri için adları Kar Beyaz ile Gül Kırmızı'ymış. Kar Beyaz sakin ve yumuşak huyluymuş. Evde annesine yardım etmeyi, kitap okumayı severmiş. Gül Kırmızı ise neşeli ve hareketliymiş. Çayırlarda koşmayı, çiçek toplamayı severmiş. İki kardeş birbirini çok severmiş. Hep el ele yürürlermiş.

Kış gelmiş, her yer karla örtülmüş. Bir akşam anne ocağın başında kitap okuyormuş. Kızlar da yün eğiriyormuş. Ateş çıtır çıtır yanıyormuş.

Birden kapı çalınmış: tık tık. Gül Kırmızı koşup kapıyı açmış. Kapıdan içeri kocaman, kapkara bir ayı başını uzatmış! Gül Kırmızı bir adım geri çekilmiş. Kar Beyaz annesinin sandalyesine tutunmuş.

"Korkmayın," demiş ayı yumuşacık bir sesle. "Size hiçbir şey yapmam. Yalnızca çok üşüdüm. Biraz ısınabilir miyim?"

Anne gülümsemiş. "Gel zavallı ayı, ateşin yanına uzan," demiş. "Yalnız tüylerini yakma." Ayı içeri girmiş, ocağın önüne uzanmış.

Kızlar süpürgeyi alıp ayının sırtındaki karları süpürmüşler. Kalın, kara tüyleri ateşin karşısında yavaş yavaş ısınmış. Ayı keyifle homurdanmış. Az sonra kızlar korkmayı unutmuşlar. Onun sırtına tırmanmışlar, yumuşak tüylerini okşamışlar. Ayı da onlarla nazikçe oynamış.

O gece ayı ocağın önünde uyumuş. Sabah olunca kızlar kapıyı açmışlar. Ayı karların üstünden ormana doğru yürüyüp gitmiş.

Ertesi akşam, aynı saatte kapı yine çalınmış: tık tık. Ayı yine gelmiş. Ondan sonraki akşam da gelmiş. Bütün kış, her akşam aynı saatte gelirmiş.

Kızlar artık kapıyı hiç sürgülemezlermiş. Akşam olunca pencereden ormana bakarlarmış. "Ayı kardeşimiz nerede kaldı?" dermiş Gül Kırmızı. Kapı çalınınca ikisi birden koşarmış. Ayı ocağın önüne uzanır, kızlar ona ninniler söylermiş. Ayı da sonunda gözlerini yumar, horul horul uyurmuş.

Bahar gelmiş. Karlar erimiş, gül fidanları yeniden yeşermiş. Bir sabah ayı, "Artık gitmem gerek," demiş. "Ormandaki hazinemi bekleyeceğim. Toprak yumuşayınca cüceler dışarı çıkar, hazineleri almaya çalışırlar."

Kar Beyaz çok üzülmüş, çünkü ayıyı çok seviyormuş. Kapıyı açmış. Ayı aceleyle çıkarken tüyleri kapının mandalına takılmış. Bir tutam tüy kalkmış. Altında bir an altın gibi bir şey parlamış. Kar Beyaz şaşırmış ama ayı çoktan ağaçların arasında kaybolmuş.

Bir gün kızlar ormana odun toplamaya gitmişler. Devrilmiş bir ağacın yanında tuhaf bir şey görmüşler. Minicik bir cüce, ağacın yanında hoplayıp duruyormuş. Upuzun, bembeyaz sakalının ucu kütüğün yarığına sıkışmış.

"Ne bakıyorsunuz öyle?" diye bağırmış cüce. "Gelip yardım etsenize!" Kızlar sakalı çekmişler ama sakal çıkmamış.

Kar Beyaz cebinden küçük makasını çıkarmış. Çıt! Sakalın ucunu kesmiş. Cüce hemen kurtulmuş. Ama teşekkür etmemiş. Kütüğün dibindeki altın torbasını kapmış. "Güzel sakalımı kestiniz!" diye söylenerek gitmiş.

Birkaç gün sonra kızlar dereye balık tutmaya gitmişler. Kıyıda yine o cüceyi görmüşler. Cüce olta tutuyormuş. Ama rüzgâr sakalını oltanın ipine dolamış. Suda kocaman bir balık ipi çekiyormuş. Cüce de kıyıda zıplayıp duruyormuş.

Kızlar cüceyi kollarından tutmuşlar. Sakalı ipten ayırmaya çalışmışlar ama olmamış. Kar Beyaz yine makasını çıkarmış. Çıt! Sakalın küçük bir parçası daha gitmiş. Cüce kurtulunca kıpkırmızı olmuş. Sazların arasından bir inci torbası almış ve söylene söylene gitmiş.

"Hiç teşekkür etmeyi bilmiyor," demiş Gül Kırmızı. İki kardeş birbirine bakıp gülmüşler.

Bir öğleden sonra anneleri kızları kasabaya iplik almaya göndermiş. Dönüş yolu kayalık bir çayırdan geçiyormuş. Güneş alçalmış, kayalar pembeleşmiş.

Kızlar büyük bir kayanın arkasında yine cüceyi görmüşler. Cüce torbasını boşaltmış. Yerde rengârenk taşlar parlıyormuş. Kırmızı, mavi, yeşil taşlar güneşte ışıl ışılmış. Kızlar hayranlıkla durup bakmışlar.

"Ne dikiliyorsunuz orada?" diye homurdanmış cüce. Yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuş.

Tam o sırada ormandan derin bir hırıltı gelmiş. Kocaman, kapkara ayı ağaçların arasından çıkmış. Cüce ayıyı görünce minicik bir çığlık atmış. Taşlarını da torbasını da bırakmış. Kısacık bacaklarıyla kayaların arasına koşmuş ve gözden kaybolmuş. Bir daha da hiç görünmemiş.

Kızlar biraz korkmuşlar, çünkü ayı çok büyük görünüyormuş. Ama ayı onlara seslenmiş: "Kar Beyaz, Gül Kırmızı, korkmayın! Benim, sizin kış arkadaşınız!"

Kızlar sesi hemen tanımışlar ve gülümsemişler. Ayı, cücenin bıraktığı taşlara yaklaşmış. Tam o anda kalın, kara postu bir palto gibi omuzlarından kayıp yere düşmüş. Karşılarında altın işlemeli giysiler giymiş genç bir adam duruyormuş.

"Ben bir prensim," demiş genç adam. "O cüce hazinemi çalmış, beni de ayıya çevirmişti. Hazinem bana dönünce büyü bozuldu. Kışın beni ısıttınız, bana arkadaşlık ettiniz. Size çok teşekkür ederim."

Prens kızlarla birlikte kulübeye kadar yürümüş. Yolda yıldızlar birer birer yanmış. Anne onları kapıda karşılamış. Olanları duyunca sevinçle gülmüş.

O günden sonra prens onların en iyi arkadaşı olmuş. Kışın her akşam aynı saatte kapıyı çalarmış: tık tık. Bu sefer kapıdan bir ayı değil, gülümseyen bir genç girermiş. Ocağın başında birlikte masallar anlatırlarmış. Gül fidanları da her yaz bembeyaz ve kıpkırmızı açarmış.

Yine bir kış gecesiymiş. Kar usul usul yağıyormuş. Kapının önündeki iki gül fidanı karla örtülmüş. Biri beyaz bir şal, öbürü beyaz bir yorgan giymiş gibiymiş.

Kulübenin penceresinden sıcak, sarı bir ışık vuruyormuş. İçeride ateş çıtır çıtır yanıyormuş. Kar Beyaz ile Gül Kırmızı yan yana yatmışlar. Gün boyu kartopu oynamışlar, çok yorulmuşlar. Anne üstlerine yorganı örtmüş, lambayı kısmış. İki kardeş el ele, mışıl mışıl uyumuş.

İyi geceler.

Kaynak: Grimm Kardeşler. Kendi sözlerimizle, uyku için yeniden yazdık.

Benzer masallar

Yarın akşam onun masalı olsun

Adıyla, ailesiyle, istersen bu aralar zorlandığı bir konuyla. Bir dakikada oluşturulur, sakin biter. Ücretsiz, kart istemez.