Keloğlan ve Sihirli Yüzük
Metni sen okuyabilirsin · 6 dakika
Bir varmış, bir yokmuş. Köyün ucunda küçük, eski bir kulübe varmış. Kulübenin eğri bir kapısı, tek bir penceresi ve küçük bir sobası varmış.
Bu kulübede Keloğlan ile annesi yaşarmış. Çok yoksulmuşlar ama birbirlerini çok severlermiş. Akşamları sobanın başında masal anlatırlarmış.
Bir sabah annesi, pazardan un alsın diye Keloğlan'a üç bakır para vermiş. Keloğlan paraları avucuna almış, ıslık çalarak yola çıkmış. Güneş tepelerin üstünden yeni doğuyormuş.
Köyün meydanında taştan bir çeşme varmış. Çeşmenin suyu tıp tıp damlıyormuş. Çeşmenin başında üç çocuk toplanmış. Bir kediyi, bir köpeği ve küçük yeşil bir yılanı çevirmişler. Çocuklar oyun oynadıklarını sanıyorlarmış. Ama hayvanlar korkmuş, büzülmüş, titriyormuş.
"Bırakın onları, bakın nasıl korkuyorlar," demiş Keloğlan. Cebinden üç bakır parayı çıkarmış, her çocuğa birer para vermiş. Çocuklar sevinmiş, hayvanları bırakıp evlerine koşmuşlar.
Keloğlan kediye Tekir, köpeğe de Karabaş adını koymuş. Un parası bitmiş ama içi rahatmış.
Küçük yılan kıvrıla kıvrıla ormana doğru gitmiş. Arada bir durup Keloğlan'a bakıyormuş. Keloğlan, Tekir ve Karabaş da peşinden gitmişler.
Kocaman bir ceviz ağacının dibinde serin bir pınar varmış. Pınarın yanında yaşlı, iri bir yılan sakin sakin yatıyormuş. Gözleri yumuşacık bakıyormuş, başında ince bir altın taç parlıyormuş. Bu, yılanların padişahıymış. Küçük yılan da onun oğluymuş.
Padişah, oğlunu kurtardığı için Keloğlan'a teşekkür etmiş. Ona sade, gümüş bir yüzük vermiş. Bu yüzüğü ovan kişinin dileği gerçek olurmuş.
Keloğlan eve dönmüş. Evde ne un varmış ne de ekmek. Annesi önce boş çuvala, sonra Tekir ile Karabaş'a bakmış. Biraz iç çekmiş ama sonra gülümsemiş.
Keloğlan yüzüğü parmağına takmış ve yavaşça ovmuş. "Annem için sıcak bir ev ve dolu bir sofra isterim," demiş.
Bir anda duvarlar bembeyaz olmuş. Yerlere renkli kilimler serilmiş. Sobada çorba fokur fokur kaynamaya başlamış. Sofrada sıcak ekmek, bal ve peynir varmış. Annesi ellerini çırpıp gülmüş.
Akşamüstü Keloğlan ile annesi çeşmeye su almaya gitmişler. Yüzüğü de pencerenin önünde bırakmışlar.
O sırada yoldan bir çerçi geçiyormuş. Çerçi, arabasıyla köy köy dolaşıp tarak, ayna, boncuk satarmış. Pencerede parlayan yüzüğü görünce gözleri kocaman açılmış. Etrafına bakınmış, yüzüğü cebine atıvermiş. Sonra arabasını tıngır mıngır sürüp gitmiş.
Eve döndüklerinde bir de bakmışlar ki kilimler yok, çorba yok. Ev yine eski, küçük kulübe olmuş. Pencerenin önü de bomboşmuş.
Keloğlan kapının eşiğine oturmuş. Çok üzgünmüş, çünkü annesinin sevinci bir anda bitmiş. Annesi yanına oturup başını okşamış. Tekir ile Karabaş birbirlerine bakmışlar.
Tekir gelip onun dizine sürtünmüş. "Üzülme Keloğlan, yüzüğü biz geri getiririz," demiş.
Karabaş burnunu yere eğip koklamış. "Çerçinin kokusu ırmağa doğru gidiyor," demiş. İkisi birlikte yola çıkmışlar. Gökte ilk yıldızlar yanıyormuş. Keloğlan arkalarından el sallamış.
Karabaş, Tekir'i sırtına almış ve ırmağı yüzerek geçmiş. Karşı kıyıda çerçinin küçük, tahta evi varmış. Tekir pencereden içeri süzülmüş, Karabaş dışarıda beklemiş.
Çerçi yatağında horul horul uyuyormuş. Yüzüğü kimse almasın diye ağzına saklamış. Tekir köşede minik bir fare görmüş. "Minik fare, kuyruğunla onun burnunu gıdıklar mısın?" diye fısıldamış.
Fare kıkırdamış, kuyruğunu çerçinin burnunda gezdirmiş. Çerçi burnunu kırıştırmış. "Hapşu!" diye hapşırmış. Yüzük ağzından fırlamış, Tekir de onu havada yakalamış.
Dönüşte Karabaş yine ırmağa girmiş. Tekir sırtındaymış, yüzük de ağzındaymış. Su serinmiş, ırmak şırıl şırıl akıyormuş. Ay ışığı suyun üstünde titriyormuş.
Karabaş merak etmiş. "Yüzük sende mi, Tekir?" diye sormuş.
"Bende!" demiş Tekir. Ama ağzını açınca yüzük suya düşüvermiş. Neyse ki orası sığmış. Tekir sudan hiç hoşlanmazmış. Yine de patisini soğuk suya daldırmış ve yüzüğü çıkarmış. Sonra karşı kıyıya çıkıp silkinmişler.
Gece kulübenin kapısı tıkırdamış. Keloğlan kapıyı açınca Tekir ile Karabaş'ı görmüş. Tekir'in ağzında gümüş yüzük parlıyormuş.
Keloğlan yüzüğü alıp yavaşça ovmuş. "Annem için sıcak bir ev ve dolu bir sofra," demiş yine.
Duvarlar yeniden bembeyaz olmuş, kilimler serilmiş, soba ısınmış. Annesi Tekir'i de Karabaş'ı da sımsıkı kucaklamış. Keloğlan ikisine de teşekkür etmiş. Karabaş'ın kuyruğu sevinçten durmadan sallanıyormuş.
Sobanın üstünde çorba tıkır tıkır kaynıyormuş. Ev mis gibi sıcak ekmek kokuyormuş. Pencereden yuvarlak, sarı ay görünüyormuş.
Keloğlan ile annesi sofraya oturmuşlar. Tekir'e bir kase süt, Karabaş'a da kocaman bir kemik vermişler. Annesi Keloğlan'a bir kaşık bal da vermiş.
Herkes yavaş yavaş, keyifle yemiş. Soba çıtır çıtır yanıyormuş. Dışarıda rüzgâr hafifçe esiyormuş. Tekir mırlamış, Karabaş kuyruğunu sallamış.
Yemekten sonra Keloğlan pencerenin önüne gitmiş. Yüzüğü ince bir ipe geçirip boynuna asmış. "Artık yüzüğü hiç bırakmayacağım," demiş.
Dışarıda ırmak ay ışığında parlıyormuş. Uzakta ceviz ağacının gölgesi görünüyormuş. Gece kuşları usul usul ötüyormuş. Keloğlan küçük yılanı ve yılanların padişahını düşünmüş. İçinden onlara da teşekkür etmiş.
Tekir gelip pencerenin önüne kıvrılmış. Keloğlan esnemiş. Gözleri yavaş yavaş ağırlaşmış.
Annesi yatağını sobanın yanına sermiş. Keloğlan yumuşak yorganın altına girmiş. Annesi lambanın fitilini kısmış. Tekir ile Karabaş da sobanın önüne kıvrılmışlar. Yan yana, sıcacık yatıyorlarmış.
Karabaş'ın kuyruğu Tekir'in üstüne battaniye gibi örtülmüş. Soba yavaş yavaş sönmüş. Keloğlan'ın boynundaki yüzük ay ışığında belli belirsiz parlıyormuş. Herkes derin derin nefes almış ve mışıl mışıl uyumuş.
İyi geceler.
Kaynak: Türk halk masalları geleneği. Kendi sözlerimizle, uyku için yazdık.
Benzer masallar
Yarın akşam onun masalı olsun
Adıyla, ailesiyle, istersen bu aralar zorlandığı bir konuyla. Bir dakikada oluşturulur, sakin biter. Ücretsiz, kart istemez.