Kraliçe Arı
Metni sen okuyabilirsin · 5 dakika
Bir zamanlar, ormanın ötesindeki küçük bir köyde üç kardeş yaşarmış. İki ağabey çok şakacı, biraz da yaramazmış. En küçük kardeş ise sakin ve yumuşak kalpliymiş. Bir karıncayı bile incitmezmiş.
Bir sabah üç kardeş dünyayı görmek için yola çıkmışlar. Sırtlarında birer heybe varmış. Toprak yol, tepelerin arasından ormana doğru kıvrılıyormuş.
Ormanın kenarında kocaman bir karınca yuvası varmış. Binlerce karınca bir aşağı bir yukarı koşturuyormuş. Kimi bir buğday tanesi, kimi minik bir yaprak taşıyormuş.
Büyük ağabey yerden bir dal kapmış. "Hadi yuvayı biraz dürtelim," demiş büyük ağabey. "Bakalım karıncalar nasıl koşuşturacak!"
En küçük kardeş hemen yuvanın önüne geçmiş. "Bırakın onları, rahatsız etmeyin," demiş küçük kardeş. "Onlar evlerini yapmaya çalışıyor." Ağabeyler omuz silkip dalı bırakmışlar.
Biraz sonra pırıl pırıl bir göle varmışlar. Gölün üstünde beyaz ördekler yüzüyormuş. Suda küçük halkalar bırakıp vak vak diye sesleniyorlarmış. Gölün öbür ucunda büyük, sessiz bir şato görünüyormuş.
"Bir ördek yakalayalım," demiş büyük ağabey. "Peşinden koşmak çok eğlenceli olur!"
"Bırakın onları, rahatsız etmeyin," demiş küçük kardeş. "Bakın, ne güzel yüzüyorlar." Ördekler de sanki teşekkür eder gibi başlarını sallamışlar.
Göl kıyısında yaşlı, kovuklu bir ağaç varmış. Kovuğun içinde yabani arılar vızıldıyormuş. Ağacın gövdesinden altın sarısı bal damlıyormuş.
"Kovuğu bir dalla dürtelim," demiş büyük ağabey. "Arılar kaçınca bütün balı biz yeriz!"
"Bırakın onları, rahatsız etmeyin," demiş küçük kardeş. "O bal, arıların kışlık yiyeceği." O sırada kovuğun ağzında iri, altın renkli bir arı belirmiş. Arıların kraliçesiymiş bu. Küçük kardeşe bir an bakıp içeri dönmüş.
Öğle vakti kardeşler şatonun kapısına varmışlar. Kapı ardına kadar açıkmış, ama içeride hiç ses yokmuş. Ahırda atlar ayakta uyuyormuş. Mutfakta aşçı, ocağın başında horluyormuş. Pencerenin önünde bir kedi kıvrılmış, mışıl mışıl uyuyormuş.
Büyük salonda gri sakallı, ufak tefek bir bekçi karşılarına çıkmış. Şatoda uyanık olan bir tek oymuş. Başında çizgili bir gece takkesi varmış.
"Hoş geldiniz," demiş yaşlı bekçi, esneyerek. "Yaramaz bir peri bu şatoyu uyuttu. Üç işi yapan, büyüyü bozar ve herkesi uyandırır. İlki şu: Prenseslerin bin incisi ormandaki yosunlara saçıldı. Güneş batmadan toplanmalı. Olmazsa da üzülmeyin, şato sabırla bekler."
Kardeşler ormana koşmuşlar. Ağabeyler yosunları karıştırıp birkaç inci bulmuşlar. Ama çok geçmeden sıkılmışlar. Yaşlı bir meşenin dibine uzanmışlar. Şatonun uykusu onlara da bulaşmış, horul horul uyumuşlar.
Küçük kardeş uzun uzun aramış, ama ancak bir avuç inci bulabilmiş. Bir taşın üstüne oturmuş. "Bin inciyi tek başıma nasıl bulurum?" diye iç çekmiş küçük kardeş.
Derken yosunların arasından upuzun bir karınca dizisi çıkagelmiş. Sabahki karıncalarmış bunlar! Her inciyi birkaç karınca birlikte taşıyormuş. Az sonra küçük kardeşin önünde bembeyaz bir inci tepesi yükselmiş.
Yaşlı bekçi incileri görünce gülümsemiş. Küçük kardeşi göl kıyısına götürmüş. "İkinci iş şu," demiş yaşlı bekçi. "Prenseslerin oda anahtarı gölün dibinde. Onu bulmalısın."
Göl derin mi derinmiş, suyun dibi hiç görünmüyormuş. "Ben bu kadar derine dalamam ki," diye mırıldanmış küçük kardeş.
Tam o sırada sabahki beyaz ördekler yüzerek gelmişler. Birer birer suya dalmışlar, cup cup! Biraz sonra biri, gagasında gümüş bir anahtarla çıkmış. Anahtarı küçük kardeşin avucuna bırakmış.
Gün batarken yaşlı bekçi, anahtarla prenseslerin odasını açmış. İçeride üç yatakta üç prenses uyuyormuş. Üçü de birbirine tıpatıp benziyormuş.
"Son iş en zoru," demiş yaşlı bekçi. "Uyumadan önce büyük prenses bir parça şeker, ortanca prenses bir kaşık şurup yedi. En küçüğü de bir kaşık bal yedi. En küçük prensesi bulursan büyü bozulur."
Küçük kardeş prenseslere tek tek bakmış, ama hiçbir fark görememiş. Derken açık pencereden altın renkli bir arı süzülmüş. Kovuktaki arıların kraliçesiymiş! Prenseslerin üstünde dolanmış, sonra bal yiyenin dudağına usulca konmuş. Prenses gözlerini açıp gülümsemiş. Aynı anda bütün şatodan esneme sesleri yükselmiş.
O gece gökyüzüne yuvarlak bir ay doğmuş. Ağabeyler ormandan esneye esneye şatonun bahçesine gelmişler. "Karıncalara, ördeklere ve arılara hiç iyi davranmadık," demiş büyük ağabey. "Sen haklıydın, kardeşim. Yarın hepsinden özür dileyeceğiz."
En küçük prenses, küçük kardeşe teşekkür etmiş. İkisi o gece iyi birer arkadaş olmuşlar. Kral da üç kardeşi şatoda kalmaya çağırmış.
Herkes odasına çekilince küçük kardeş bahçede biraz yürümüş. Karınca yuvası sessizmiş. Göldeki ördekler başlarını kanatlarının altına sokmuş. Kovuktaki arılar da susmuş. "İyi geceler," diye fısıldamış küçük kardeş, hepsine tek tek. Sonra yumuşacık yatağına uzanıp mışıl mışıl uyumuş. İyi geceler.
Kaynak: Grimm Kardeşler. Kendi sözlerimizle, uyku için yeniden yazdık.
Benzer masallar
Yarın akşam onun masalı olsun
Adıyla, ailesiyle, istersen bu aralar zorlandığı bir konuyla. Bir dakikada oluşturulur, sakin biter. Ücretsiz, kart istemez.