Zümrüdüanka Kuşu
Metni sen okuyabilirsin · 7 dakika
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, iyi kalpli bir padişah varmış. Padişahın üç oğlu varmış. En küçüğü hem cesur hem de çok sabırlıymış.
Sarayın bahçesinde sihirli bir elma ağacı varmış. Bu ağaç yılda yalnızca bir kez meyve verirmiş. Elmaları altın gibi parlarmış. Hasta biri bu elmalardan bir dilim yese hemen iyileşirmiş.
Ama her yıl, elmalar olgunlaşınca bir şey olurmuş. Sabah bir de bakarlarmış ki dallarda elma kalmamış. Padişah çok üzülürmüş, çünkü elmaları ülkedeki hastalara dağıtırmış.
O yıl elmalar yine olgunlaşmış. İlk gece büyük şehzade ağacın dibinde nöbet tutmuş. Ama yıldızları seyrederken uyuyakalmış. Sabah dalların yarısı bomboşmuş.
İkinci gece ortanca şehzade nöbete oturmuş. O da gece yarısı olmadan horlamaya başlamış. Sabah ağaçta yalnızca birkaç elma kalmış.
Üçüncü gece sıra en küçük şehzadeye gelmiş. Şehzade uyumamak için yüzünü havuzun serin suyuyla yıkamış. Yıldızları tek tek saymış. Gözlerini bir an bile kapamamış.
Gece yarısı toprak gümbür gümbür sallanmış. Bahçenin köşesindeki eski kuyudan kocaman bir dev çıkmış. Sakalı saman yığını gibiymiş, göbeği de davul gibiymiş. Dev uzun koluyla elmalara uzanmış.
Şehzade ağacın arkasından fırlamış. "Dur bakalım! O elmalar hastaların!" diye bağırmış şehzade.
Dev öyle şaşırmış ki elindeki elmaları yere düşürmüş. Sonra kuyuya dönüp karanlığın içine kayıvermiş. Şehzade yerdeki elmaları toplamış. Birini de, kim bilir belki lazım olur diye, kuşağına sokmuş.
Sabah üç kardeş kuyunun başına gelmiş. Padişah onlara uzun, kalın bir ip vermiş. Önce büyük şehzade ipe tutunmuş. Biraz inince karanlıktan ürkmüş, ipi sallamış. Kardeşleri onu hemen yukarı çekmiş.
Ortanca şehzade de biraz inmiş. O da soğuktan titreyip ipi sallamış. Onu da yukarı çekmişler.
Sıra en küçük şehzadeye gelmiş. "Ben ipi sallasam da beni yukarı çekmeyin," demiş şehzade. "Dibe kadar indirin." Ağabeyleri onu yavaş yavaş indirmişler. Şehzade karanlığın içinde gözden kaybolmuş.
Kuyunun dibinde bir kapı varmış. Şehzade kapıyı açınca bambaşka bir ülkeye çıkmış. Burada güneş yokmuş, gökyüzü hep alacakaranlıkmış. Uzakta, elma ağaçlarının arasında taş bir saray duruyormuş.
Sarayda üç padişah kızı oturuyormuş. Dev onları uzak bir ülkeden getirmiş, elmalarına baktırıyormuş. Kızlar şehzadeyi görünce çok şaşırmışlar. En küçük kız hemen yanına koşmuş.
"Sakın korkma," diye fısıldamış küçük kız. "Dev kırk gün uyur, kırk gün uyanık kalır. Gözleri açıksa uyuyor, kapalıysa uyanıktır." Şehzade içeri bakmış. Dev kocaman gözleri açık, horul horul uyuyormuş.
Şehzade ile üç kız parmak uçlarında saraydan çıkmışlar. Dev arkalarından hâlâ horluyormuş. Kuyunun dibine varınca şehzade kızları birer birer ipe bağlamış. Ağabeyleri de onları yukarı çekmiş.
Sıra en küçük kıza gelince kız durmuş. "Ağabeylerin seni yukarı çekmeyebilir," demiş küçük kız. "O zaman yolun sonundaki koca çınara git. Orada sana yardım edecek biri var." Sonra o da ipe tutunup yukarı çıkmış.
Şehzade beklemiş, beklemiş. Ama ip bir daha aşağı inmemiş. Meğer ağabeyleri onu kıskanıyormuş. Padişahın karşısına kahraman olarak kendileri çıkmak istemişler. Kızları alıp saraya dönmüşler.
Şehzade bir an üzülmüş. Sonra kalkıp yola düşmüş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Sonunda bir dağın tepesinde gökyüzüne uzanan koca bir çınar görmüş.
Çınarın dallarında kocaman bir yuva varmış. Yuvanın içinde yavru kuşlar cıvıl cıvıl bağrışıyormuş. Gövdeden yukarı kara bir yılan tırmanıyormuş. Neredeyse yavruların yanına varmak üzereymiş.
Şehzade uzun bir dal kapmış. Dalı sallayıp ayaklarını yere vura vura bağırmış. Yılan bu gürültüden ürkmüş, ağaçtan süzülüp kayaların arasında kaybolmuş. Yorgun şehzade de çınarın dibine uzanıp uyuyakalmış.
Biraz sonra gökyüzü yemyeşil olmuş. Kanatları zümrüt gibi parlayan dev bir kuş gelmiş. Bu, Zümrüdüanka kuşuymuş. Yuvadaki yavruların annesiymiş.
Anka önce ağacın dibindeki yabancıyı görüp gözlerini kısmış. Ama yavrular cik cik anlatmışlar: yılanı bu genç kovmuş. Anka hemen yumuşamış. Şehzade rahat uyusun diye kanadını bir çadır gibi üstüne germiş.
Şehzade uyanınca başının üstünde yeşil bir gölge görmüş. "Yavrularımı sen kurtardın," demiş Zümrüdüanka. "Dile benden ne dilersen."
"Beni yukarıdaki dünyaya çıkar," demiş şehzade. "Babamı ve ülkemi çok özledim."
"Yol uzun, yedi kat yukarı çıkacağız," demiş Zümrüdüanka. "Kırk tulum su, kırk sepet incir hazırla. Gak dersem bir avuç incir ver. Guk dersem bir yudum su ver."
Şehzade çınarın dibindeki pınardan kırk tulumu doldurmuş. Dağın yamacındaki incir ağaçlarından kırk sepet incir toplamış. Hepsini Anka'nın sırtına yüklemiş. Sonra kendisi de yumuşacık tüylerin arasına oturmuş.
Anka kanatlarını açıp havalanmış. Kat kat, yukarı yukarı uçmuşlar. "Gak!" demiş Anka. Şehzade ona bir avuç incir vermiş. "Guk!" demiş Anka. Şehzade ona bir yudum su vermiş.
Böyle böyle yedi kat yukarı çıkmışlar. Ama tam yukarıya yaklaşırlarken incirler bitmiş. "Gak!" demiş Anka yine. Şehzade sepetlere bakmış, hepsi bomboşmuş.
Sonra birden kuşağındaki altın elmayı hatırlamış. Elmayı Anka'ya uzatmış. Anka elmayı yer yemez gözleri ışıl ışıl parlamış, kanatları güçlenmiş. Bir kanat çırpışta kuyudan çıkıp sarayın bahçesine konmuşlar.
Bahçe ay ışığında uyuyormuş. Anka kanadından zümrüt yeşili bir tüy çıkarıp şehzadeye vermiş. "Başın sıkışırsa bu tüyü ateşe tut," demiş Zümrüdüanka. "Ben hemen gelirim." Sonra yavrularının yanına dönmek için kuyudan aşağı süzülmüş.
Şehzade sarayın kapısını çalmış. Padişah oğlunu görünce koşup ona sarılmış. En küçük kız da olanları bir bir anlatmış. Ağabeyler başlarını önlerine eğmiş, kardeşlerinden özür dilemişler.
Şehzade ağabeylerine gülümsemiş, onları affetmiş. Ertesi gün eski kuyunun ağzı kocaman bir taşla kapatılmış. Uykucu dev bir daha hiç yukarı çıkamamış. Padişah kızları da sevinçle kendi babalarının yanına gönderilmiş.
O gece şehzade elma ağacının dibine oturmuş. Dallarda küçük, yeni tomurcuklar varmış. Gelecek yıl elmalar yine olgunlaşacakmış. Bu sefer hiçbiri kaybolmayacak, hepsi hastalara gidecekmiş.
Gökyüzünde yıldızlar birer birer yanmış. Şehzadenin elindeki zümrüt tüy ay ışığında yeşil yeşil parlamış. Uzaklarda bir yerde, Zümrüdüanka da yavrularının yanında uyuyormuş.
Şehzade esnemiş, gözleri yavaşça kapanmış. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş: biri anlatana, biri dinleyene, biri de tatlı uykuya dalana. İyi geceler.
Kaynak: Türk halk masalları geleneği. Kendi sözlerimizle, uyku için yazdık.
Benzer masallar
Yarın akşam onun masalı olsun
Adıyla, ailesiyle, istersen bu aralar zorlandığı bir konuyla. Bir dakikada oluşturulur, sakin biter. Ücretsiz, kart istemez.